BLOGUMA HOS GELDINIZ

Ana Sayfa Profilim Arşiv

Hakkımda

Ey insan unutma bu dünya fani Dünyaya hükmeden zenginler hani Aldanma şu dünyaya fakiri tanı Ahireti hiç düşünen yokmu Görmedinmi depremde zengin fakir oldu Bütün malı mülkü yerle bir oldu Hani çok zengindi şimdi ne oldu Ahireti hiç düşünen yokmu


Kategorilerim



Yazılarım

HAFIZAYI ACMA DUASI
Çocuğunuzu Kendinizden Nefret Ettirmenin Yolları
Babanın Çocuk Gelişimi Üzerindeki Etkileri
Ne kadar doğru bir ebeveynsiniz? TEST
ÇOCUKLARIMIZA SEVGİ EĞİTİMİ VEREBİLİYOR MUYUZ


Arkadaslarım

vuslatsevdasi
neslinursema1
ruyaa
Blogcu Yardım
sivist
kardelensiz
sevgipinari01
gülhan önal
islamiye
annelerimizvemelekleri
yagmurperisi40
bilginerdogan
elbistanlm
tiritci
arzununhobiveart
bkbzi
gulleraglasin
sev54
cocuklaralemi
kirsehirkizmesleklisesi
filistineselam
eminegolylmz
gercekyolislam
laluask34
orguoyadantel
ksaglam
YAGMURPERISI40
GULLERAGLASIN
COCUKLARALEMI
ruyaa
SEVGIPINARI01
KARDELENSIZ
BKBZI
ARZUNUNHOBIVEART
HAZAN20
NESLINURSEMA1
dostlukrehberi
sukretmiyoruz
muhammedmansur06
hvvnr2000


Bağlantılarım



Zıyaretcılerım





Bannerim




Dostsıteler




Eglence






iSLAM, KURAN, muhammed, MUHAMMED, ilahi, iLAHi, ezgi, EZGi

HZ.MUHAMMED (S.A.S)´ÝN PEYGAMBERLÝKTEN ÖNCEKÝ HAYÂTI ]

" Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik".

(el-Enbiyâ Sûresi, 107)


l- HZ. MUHAMMED (S.A.S)'ÝN ÇOCUKLUK DÖNEMÝ

1- DOÐUMU:

Hz. Muhammed (s.a.s.) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yýlý'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karþý, Mekke'nin doðusunda bulunan "Hâþimoðullarý Mahallesi"nde, babasýndan kendisine mirâs kalan evde doðdu. Araplarýn takvim baþý olarak kullandýklarý "Fil Vak'asý", Peygamberimiz (s.a.s.)'in doðumundan 52 gün kadar önce olmuþtu.(18)

Abdülmuttalib, torununun doðumu þerefine verdiði ziyâfette çocuðun adýný soranlara:

"Muhammed adýný verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayýrla yâdetsinler..." cevâbýný verdi. Annesi de "Ahmed" dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anýlarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ý Hakk'ý yüce sýfatlarý ile öven, hamdeden kimse demektir.(19) Ýslâm târihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)'in doðduðu gece bir takým olaðanüstü olaylarýn meydana geldiðini naklederler. O gece Ýran Kisrâsý (Hükümdarý)'nýn Medâyin þehrindeki sarayýnýn 14 sütûnu yýkýlmýþ, mecûsîlerin Ýran'da Istahrâbat þehrinde bin yýldan beri yanmakta olan "ateþgede"leri sönmüþ, Sâve (Taberiyye) gölü yere batmýþ, bin yýldan beri kurumuþ olan Semâve deresi'nin sularý taþmýþ, mecûsîlerin büyük bilgini Mûdibân korkunç bir rüya görmüþ, Kâbe'deki putlarýn yüz üstü devrildikleri görülmüþtü. Gerçekten O'nun doðmasý ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehâlet ve küfür ateþi sönmüþ, putperestlik yýkýlmýþ, zulmün baskýsý son bulmuþtur.


2- SOYU (NESEBÝ)

Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.)'in babasý, Abdülmuttalib'in oðlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kýzý Âmine'dir. Babasý Abdullah, Kureyþ Kabîlesinin Hâþimoðullarý kolundan, annesi Âmine ise Zühreoðullarý kolundandýr. Her ikisinin soyu, bir kaç batýn yukarýda, "Kilâb"da birleþmektedir. Her ikisi de Mekke'lidir.

Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.Ýbrâhim'in büyük oðlu Hz. Ýsmâil'in neslindendir. Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir.(20) Adnân ile Hz.Ýsmâil arasýndaki batýnlarýn sayýsýnda neseb bilginleri ihtilâf etmiþlerdir.(21)

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok þerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi þerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

"Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoðullarý soylarýnýn en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduðum 'Hâþimoðullarý' âilesinden neþ'et ettim", buyurmuþtur.(22)

Diðer bir hadisi þerifte bu seçilme iþi þöyle anlatýlmýþtýr.

"Allah, Hz Ýbrâhim'in oðullarýndan Hz. Ýsmâil'i, Ýsmâiloðullarýndan Kinâneoðullarýný, Kinâneoðullarýndan Kureyþi, Kureyþden Hâþimoðul-larýný, Hâþimoðullarýndan da beni seçmiþtir." (23)

Bir baþka hadis-i þerifinde de Rasûl-i Ekrem Efendimiz þöyle buyurmuþtur:

"Allah beni, dâima helâl babalarýn sulbünden, temiz analarýn rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ýzhâr etti. Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsýz birleþen olmamýþtýr". (24)

Hz. Muhammed (s.a.s.)'in doðumundan iki ay kadar önce babasý Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaþýnda vefât etmiþ ve orada defnedilmiþti. Peygamberimiz (s.a.s.)'e, babasýndan mirâs olarak beþ deve, bir sürü koyun, doðduðu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeþli Bereke adlý bir câriye kalmýþtýr.(25)


3- HZ. MUHAMMED (S.A.S.) SÜT ANNE YANINDA

Baþlangýçta çocuðu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi.(26) Sütü yetmediði için, daha sonra amcasý Ebû Leheb'in azatlý câriyesi Süveybe tarafýndan emzirildi.(27)

Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)'in devamlý süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doðlullarý kolundan Halîme oldu.

Mekke'nin havasý aðýr olduðu için, Mekkeliler yeni doðan çocuklarýný çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetiþiyor, hem de bozulmamýþ (fasih) Arapça öðreniyorlardý. Hz. Muhammed (s.a.s.)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi. Halîme, yetim bir çocuðu emzirmenin kârlý bir iþ olmayacaðý düþüncesiyle, baþlangýçta tereddüt göstermiþse de, daha sonra bu çocuðun evlerine uður ve bereket getirdiðini görmüþ ve O'nu öz çocuklarýndan daha çok sevmiþtir. Süt kardeþi Þeyma da bakýmýnda annesine yardýmcý olmuþtur.(28)

Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeþleri ile sonraki yýllarda dâima ilgilenmiþtir. Halîme kendisini ziyârete geldiði zaman onu "anacýðým" diyerek karþýlamýþ, altýna elbisesini yayarak, saygý göstermiþtir.(29)

Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaþýna kadar, süt annesinin yanýnda çölde kaldý. Dört yaþýnda Halîme çocuðu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti. Ýslâm târihçileri, bu esnada "þakk-ý sadr" (göðüs açma) olayýnýn meydana geldiðini, çocukta görülen bu gibi olaðanüstü hallerin Halîme'yi endiþelendirdiðini, bu yüzden çocuðu annesine teslime mecbûr kaldýðýný naklederler.(30)


4- MEDÝNE ZÝYÂRETÝ

Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaþýndan altý yaþýna kadar, öz annesi Âmine ile kaldý, O'nun þefkat ve ihtimâmý ile yetiþip büyüdü. Altý yaþýnda iken, babasýnýn Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadýk hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler. Medine'deki akrabalarý Neccâroðullarýnda bir ay kadar misâfir kaldýlar. Dönüþte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandý.(31) Henüz doðmadan babasýndan yetim kalmýþ olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altý yaþýnda iken annesinden de öksüz kalýyordu. Bu acýyý bütün varlýðý ile hisseden anne, oðlunu þefkat dolu gözlerle süzdü. Baðrýna basýp uzun uzun öptü. Masûm yüzüne bakarak

"Her yeni eskiyecek, her fâni yok olup gidecek,

Ben de öleceðim, fakat buna gam yemem,

Namýmý ebedi kýlacak hayýrlý bir halef býrakýyorum..." anlamýna bir þiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefât etti.(32)

Annesinin ölümünden sonra çocuðu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti.

Altý yaþýndan sekiz yaþýna kadar, çocuða dedesi Abdülmuttalib baktý. Abdülmuttalib seksen yaþýný geçmiþ bir ihtiyârdý. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaþýnda iken dedesi de öldü. Ölürken, on oðlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiþtirilmesini, öz amcasý Ebû Tâlib'e býraktý.(33/1)

Yýllar sonra, Hicret'in 6'ýncý yýlý Hudeybiye Barýþý dönüþünde Rasûlullah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaþý döktü.

Annemin bana olan þefkatini hatýrlayarak aðladým, buyurdu. (33/2)


BÝR GECE

Ondört asýr evvel, yine böyle bir geceydi,

Kumdan, ayýn ondördü bir Öksüz çýkýverdi!

Lâkin, o ne hüsrândý ki: Hissetmedi gözler;

Kaç bin senedir, halbuki bekleþmedelerdi!

Nerden görecekler? Göremezlerdi tabiî

Bir kerre, zuhûr ettiði çöl, en sapa yerdi.

Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar.,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sýrtlanlarý geçmiþti beþer yýrtýcýlýkta;

Diþsiz mi bir insan, onu kardeþleri yerdi!

Fevzâ bütün âfâkýna sarmýþtý zemînin.

Salgýndý, bugün Þark'ý yýkan, tefrika derdi.

Derken büyümüþ, kýrkýna gelmiþti ki Öksüz,

Baþlarda gezen kanlý ayaklar suya erdi!

Bir nefhada insanlýðý kurtardý O Mâsum,

Bir hamlede kayserleri, kisrâlarý serdi!

Aczin ki, ezilmekti bütün hakký, dirildi;

Zulmün ki, zevâl aklýna gelmezdi, geberdi!

Âlemlere rahmetti, evet, þer-i mübîni,

Þehbâlini, adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;

Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.

Medyûndur O mâsûm'a bütün bir beþeriyyet...

Yârab, bizi mahþerde bu ikrâr ile haþret.


Mehmed Âkif ERSOY



(18) Siyer ve Ýslâm Târihi müellifleri, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doðumunun Rebiülevvel ayýnda bir pazartesi günü sabaha karþý olduðunda genellikle ittifak etmiþlerse de, ayýn kaçýncý günü olduðu konusunda birleþememiþlerdir.

Rasûlüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayýs 632 M. târihine rastlayan Pazartesi günü öðleden sonra vefât etmiþtir. (Bkz. Tecrid Tercemesi,9/298 ve 11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz'in 63 yaþýnda vefât ettiði belirtilmiþtir (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No.1671)

Rasûlüllah (s.a.s.)'in, Hz. Mâriye'den olan oðlu Ýbrâhim'in vefât ettiði gün, güneþ tutulmuþtu. (Bkz. Buhârî, 2/29-30; Tecrid Tercemesi, 3/428, Hadis No. 547) Mýsýr'lý Muhammed Felekî Paþa, yaptýðý hesaplama ve araþtýrma sonucu, bu tutulma olayýnýn, Milâdi 632 yýlýnýn 7 Ocak günü saat 8.30'a rastladýðýný tesbit etmiþtir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in vefâtý, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayýs 632 M. Pazartesi günü olduðuna göre, Muhammed Felekî Paþa bu tarihten 63 kameri yýl geri giderek, Rasûlüllah (s.a.s.)'in doðumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571 veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olmasý gerektiði sonucuna varmýþtýr. (Bkz. Asr-ý Saadet 1/191).

(19) Peygamberimizin en meþhûr ve Kur'an-ý Kerim'de geçen isimleri; "Muhammed" ve "Ahmed"dir. Muhammed (s.a.s.) ismi Kur'ân-ý Kerîm'de 4 yerde (Âl-i Ýmrân Sûresi 144, Ahzâb Sûresi 40, Muhammed Sûresi 2 ve Fetih Sûresi 19); Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Sûresi, 6) geçmektedir.

Fetih Sûresinde bu ism-i þerif, ayrýca "Rasûlüllah" olarak vasýflanmýþtýr. Saf Sûresinin 6. âyetinde ise:

"Meryem oðlu Ýsâ: Ey Ýsrâiloðullarý! Doðrusu ben, benden önce indirilen Tevrât'ý tasdik edici, benden sonra gelecek ve adý Ahmed olacak bir peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah'ýn size gönderilmiþ bir peygemberiyim demiþti..." buyrulmuþtur.

Bu ayet-i celilede Hz. Ýsâ'nýn, kendinden sonra "Ahmed" adýnda bir peygamberin geleceðini müjdelediði bildirilmektedir.

Bugün elimizde, Hz. Ýsâ'ya indirilen Ýncil'in orjinal nüshasý bulunmayýp, ondan çok sonraki târihlerde kaleme alýnmýþ muharref nüshalar bulunduðundan Hz. Ýsâ tarafýndan verilen bu müjdenin aslýný bugünkü Ýncillerde aynen bulmak mümkün olmamaktadýr. Ancak Yunanca'dan Türkçe'ye çevrilen Yuhanna Ýncili'nin 14. babý'nýn 26 âyeti þöyledir:

"Baba'dan size göndereceðim "Tesellici", "Babadan çýkan hakikat Ruhu geldiði zaman benim için o þehâdet edecektir."

Burada geçen "Tesellici" kelimesi, Ýncilin Yunancasýnda "Faraklit" dir. Ýncil'in eski Arapça tercemelerinde bu kelime "Hammâd" veya "Hâmid" olarak terceme edilmiþtir. Nitekim bir kýsým Hýristiyan bilginleri de bu kelimeyi "Hammâd, yani çok hamd eden kimse olarak açýklamýþlardýr ki aþaðý yukarý "Ahmed" anlamýndadýr.

Ýncil'deki "Faraklit" kelimesini "Tesellici" diye terceme etmiþ de olsalar, Hz. Ýsâ ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasýnda bilinen bir peygamber bulunmadýðýna ve günümüze kadar da zuhûr etmediðine göre, Hz. Ýsâ'nýn gönderileceðini bildirdiði "Tesellici" veya "Faraklit" Rasûlüllah (s.a.s.) den baþka kim olabilir? (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-293, Hadis No: 1439 ve izâhý.)

Buhârî'nin Cübeyr b. Mut'ým'den rivâyetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s)'in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adý daha vardýr: Mâhi, Hâþir, Âkýb. Bu konuda þöyle buyurmuþtur:

"Bana âit beþ yüce isim vardýr. Ben Muhammed ve Ahmed'im. Ben Mâhi'yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izâle edecektir. Ben Hâþir'im ki (kýyamet gününde) insanlar benim ardýmdan haþrolunacaklardýr. Ben Âkib'im, Çünkü peygamberlerin sonuyum. (Buhârî 4/11;Tecrid Tercemesi, 9/291, Hadis No: 1439; Müslim, 4/1827, Hadis No: 2354. Rasûlüllah (s.a.s.)'in diðer isimleri için bkz. Tecrid Tercemesi, 9/291-294 ve 10/43)

(20) Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Adnân'a kadar kesintisiz bilinen nesebi sýrasýyla þöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Hâþim, Abdümenâf, Kusayy, Kilâb, Mürre, Kâab, Lüey, Galib, Fihr (Kureyþ), Mâlik, en-Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, Ýlyâs, Mudar, Nizâr, Meadd, Adnân, (el-Buhârî, 4/238; Ýbn Hiþâm, 1/1-2)

Annesinin nesebi de þöyledir: Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre... Görüldüðü üzere her iki tarafýn nesebi Kilâb'da birleþmektedir. (Ýbn Hiþam, 1/115)

(21) Aynî, Umdetü'l-Karî, 8/54; Tecrid Tercemesi, 10/43; Asr-ý Saâdet, 1/178-179

(22) El-Buhârî, 4/166; Tecrid Tercemesi, 9/316 (Hadis No: 1454) ve 10/44

(23) Müslim, 4/1782 ( Hadis No: 2276); Tirmizi, 5/583 (Hadis No: 3605); Tecrid Tercemesi 10/44

(24) Bkz. Ýbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2/255-256, Tecrid Tercemesi, 10/44;

Târih-i Din-i Ýslâm, 2/5

(25) Asr-ý Saâdet, 1/187

(26) Târih-i Din-i Ýslâm, 2/16

(27) Ýbnü'l-Esir, el-Kâmil, 1/459; Ýbn Sa'd, Tabakat 1/108

(28) Ýbnü'l-Esir, a.g.e., 1/460

(29) Mansur Ali Nâsýf, et-Tâc, 5/6, Kahire, 1382/ 1962 (Ebû Dâvud'dan)

(30) Bkz. Ýbn Hiþâm, 1/174; Ýbnü'l-Esîr, a.g.e., 461-462; Hamîdullah, Ýslâm Peygamberi 1/40

Rasûlüllah (s.a.s.)'in hayatýnda þakk-ý sadr olayý bir kaç defa olmuþtur. Ýlki, süt annesi Halîme'nin yanýnda iken meydana gelmiþtir. Melekler, göðsünü açýp, "iþte þeytanýn sendeki nasibi" diyerek bir pýhtý çýkarýp atmýþlardýr. (Müslim, 1/147 K. Ýmân B. 74, Hadis No: 261). Ýlk vahyin geliþinden önce de, vahyin aðýrlýðýna dayanabilmisi için, þakk-ý sadr olayýnýn tekrarlandýðý rivâyet edilmiþtir. Mirâc mucize'sinden önce de Cebrâil (a.s.) Rasûlüllah (s.a.s.)'in göðsünü açýp "zemzem suyu" ile yýkadýktan sonra imân ve hikmet doldurmuþtur. (Tecrid Tercemesi, 2/227, Hadis No: 227 ve izâhý)

(31) Ýbn Hiþâm, 1/177; Tecrid Tercemesi, 4/699

(32) Târih-i Din-i Ýslâm, 2/23; Tecrid Tercemesi, 2/699

(33/1) Abdülmuttalib'in çeþitli zevcelerinden 10 oðlu ve 6 kýzý vardý. Bunlar içinde Hz. Ali'nin babasý Ebû Tâlib ile Peygamberimiz (s.a.s)'in babasý Abdullah ana baba bir kardeþti. (Asr-ý Saâdet 1/ 197; Târihi-i Din-i Ýslâm, 2/27)

Oðullarý: Abbâs, Hamza, Abdullah, Ebû Tâlib (asýl adý Abdimenâf) Zübeyr, Hâris, Hacl, Mukavvim, Dýrar, Ebû Leheb (asýl adý Abduluzza) dýr. Kýzlarý ise: Safiyye, Ümmü Hakim el- Beyda, Âtike, Ümeyme, Eravâ, Berre. (Ýbn Hiþâm, 1/113)

(33/2) Ýbn Sa'd, et-Tabakat, 1/116-117; Tecrid Tercemesi, 4/683

Kelime Açýklamalarý:

Hasrân: Sapýklýk, aldanma-Mamûre-i dünya: Dünyada insanlarýn yaþadýðý yerler, kalkýnmýþ ülkeler-Beter: daha kötü-Beþer: Ýnsan cinsi, bütün insanlar-Diþsiz: (burada) güçsüz, zayýf, kimsesiz-Fevza: Kargaþa, anarþi-Âfak: Ufuklar-Ufuk: Uzaklara bakýldýðýnda yeryüzünün gökyüzüyle birleþmiþ gibi görünen yeri-Zemin: Yeryüzü. Þark: Doðu ülkeleri-Tefrika: Fikir ayrýlýðý-Nefha: Üfürme-Mâsûm: Günahsýz-Hamle: Atýlma, saldýrma-Kayser: Bizans imparatorlarýna verilen ünvan-Kisrâ: Ýran hükümdarlarýna verilen ünvan-Acz: Güçsüzlük- Zevâl: Yok olma-Þer'i mübin: Ýslâm dini-Þehbal: kanat, kanattaki uzun tüyler-Adl: adalet-Medyûn: Borçlu-Beþeriyyet: Ýnsanlýk-Mahþer: Kýyâmette insanlarýn toplanacaðý yer-Haþretmek: Kýyâmet günü insanlarý dirildikten sonra mahþerde toplamak.

ALINTI


Tarih: 01:21, 1/1/2009 Kategori: peygamber efendimizin cocuklugu
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

peygamber efendimizin cocuklugu

 Hz.Muhammed (s.a.v) efendimizin cocuklugu

eygamber Efendimizin Dünyaya Gelişi ve Çocukluğu

Resûl-i Ekrem Efendimizin Dünyaya Teşrifleri

Yeryüzünü mânevî bir karanlık kaplamıştı.

Mevcudat, beşerin zulüm ve vahşetinden âdetâ mâteme bürünmüştü. Gözyaşı döken gözler değil, ruh ve kalblerdi. Kalb ve ruhların keder, elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş, sanki umumi yas ilân edilmişti.

Yeryüzü saâdetin, sevincin, huzurun kaynağı olan “Tevhid” inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası ruh ve kalbleri kasıp kavurmuştu. Gönüllerde tek mâbud yerine, birçok batıl ilâhlar yer almıştı. Hakiki sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.

İnsanlar birbirini yiyen canavarlar misali vahşileşmiş; küfür şirk, cehâlet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zalimin zulüm kamçısı altında mazlum inim inim inler hale gelmişti.

Âlem mahzun, varlıklar mahzun, gönüller mahzun ve sîmalar mahzundu. Akıl, ruh ve kalbleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuvvetiyle sıkan bu küfür ve şirke, bu dalâlet ve cehalete, bu hüzün ve sıkıntıya beşerin daha fazla katlanmasına Allah�ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi. Bütün bunlara son verecek zâtı şefkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette gönderecekti.

İşte, o zât geliyordu. Dünyanın mânevi şeklini beraberinde getirdiği nur ile değiştirecek eşsiz insan, Allah�ın son peygamberi geliyordu. Cin ve inse ebedî saâdetin yolunu gösterecek Hazret-i Muhammed (a.s.m.) geliyordu.

Kâinat, hürmet ve haşyet içinde efendisini beklemekte idi. Her varlık, kendisine mahsus diliyle, hâl ve hareketiyle bu emsâlsiz insana hoşâmedîde bulunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi.

Tarih Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi; Fil Vak�asından elli veya elli beş gece sonra. Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.

Mekke�de mütevâzî bir ev, günlerden Pazartesi… Vakit, vakitlerin sultanı, seher vakti. Bu mütevâzî evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz bir hâdise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hazret-i Muhammed Sallallahü Aleyhi Vesellem dünyaya gözlerini açtı.

Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak sürura gark oldu. Karanlıklar anında nurla yırtılıverdi. Kâinat sevinç ve heyecan içinde âdetâ,

“Doğdu ol saatte, ol Sultan-ı Dîn

Nûra gark oldu semâvât ü zemîn”

diye haykırdı.

Annesinin dilinden

Yeryüzünde hiçbir anneye nasip olmayan eşsiz şerefe mazhar kılınan aziz anne, Hz. Âmine, o mes�ud ânı şöyle anlatır:

“Hamileliğimin altıncı ayında bir gece rüyâda karşıma bir zât çıkıp dedi ki: �Yâ Âmine! Bil ki, sen âlemlerin hayrına hamilesin. Doğurunca ismini Muhammed koy ve halini hiç kimseye açma!�

“Derken doğum zamanı gelmişti. Kayınbabam Abdülmuttalib Kâbe�yi tavafa gitmişti. Evdeydim. Birden kulağıma müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldum. Bir de ne göreyim? Bir beyaz kuş peydahlanıp yanıma geldi ve kanadıyla arkamı sıvadı. O andan itibaren bende korku, kaygı adına hiçbir şey kalmadı.

“Yanıma bir göz attım. Bana bir ak kâse içinde şerbet sunuyorlar. Kâseyi dikip içer içmez, beni bir nur [denizi] sardı.

“Ve Muhammed dünyaya geldi…”

Aziz anne doğum sonrasını ise şöyle anlatır:

“Gördüm ki, doğuda bir bayrak, batıda bir bayrak ve Kâbe�nin üstünde bir bayrak. Doğum tamamlanmıştı. Yavruya baktım. Secdede, parmağını da göğe kaldırmış. Hemen bir ak bulut inip yavruyu kundakladı ve kapladı. Bir ses işittim: �Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları gezdirin, tâ ki mahlûklar Muhammed�i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar.�

“Biraz sonra bulut gözden kaybolup gitti.”1

Aynı gece Hz. Âmine bir nur görmüş ve bu nurun aydınlığında Şam�ın saray ve köşklerini seyretmiştir.2



Tarih: 18:08, 25/12/2008 Kategori: peygamber efendimizin cocuklugu
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->